8 Eylül 2014 - 17:05
İmam Rıza'nın Şiaları en üstün Şialar mıdır

Tüm bu büyükler Bakıru’l Ulum’durlar (ilimleri yaran), Sadıktırlar, Kazımdırlar, Rızadırlar ve hepsi zamanlarının en alimi ve en bilginidirler, ancak bu büyüklerin kendi koşullarından dolayı, onların faziletleri daha çok belirgin ve meşhur olmuştur. İmam Sadık’tan (a.s) elimize ulaşan hadisler daha çok fıkıh, ahlak ve itikat konularındadır, ancak halk arasındaki davranış ve sözündeki sadakati halkın ihtiyarına vermiş olduğu ilminden daha çok cilve bulmuştur.

Zilkade ayının on biri Ehlibeyt (a.s) İmamlarından İmam Ali b. Musa er-Rıza’nın (a.s) doğum günüdür.

Bu münasebetle İmam Ali Rıza’nın (a.s) yüce makamını daha yakından tanımak için İslam tarihi üzerine araştırmacı yazar “Doktor Muhammed Hüseyin Recebi Devani” ile bir röportaj gerçekleştirdik.

ABNA: Öncelikle “Keramet on günlerini” (Hz. Masume ve Hz. İmam Rıza’nın kutlu doğumlarının gerçekleştiği on gün) kutluyoruz. İlk soru olarak İmam Rıza’nın (a.s) faziletlerinden olan en belirgin özelliklerini belirterek İmamın tanındığı en bariz lakaplarını açıklar mısınız?

- Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla.

Tüm Ehlibeyt (a.s) İmamları bütün faziletlerde kendi zamanlarında halkın en üstünleriydi, ancak onlardan bazıları durum ve koşullardan kaynaklı olarak bir alanda daha çok göze çarpmıştır.

İmam Rıza (a.s) öteki değerli İmamlara nispetle iki has özellikle gündeme gelmiş ve tanınmıştır; birisi çok öncelerden Hz. Peygamber Ekrem (s.a.a) tarafından kendisine verilen “Alimi Al-i Muhammed” sıfatıdır.

İkincisi ise “Rauf İmam” sıfatıdır.

ABNA: Bu lakapların kendisine verilmesinin nedeni nedir?

- Birinci lakabın kendisine verilmesinin nedeni kendi çağında ilmi büyüklüğünün aleni ve açık bir şekilde ortaya çıkmasından dolayıdır. İmam Rıza (a.s) ilmin farklı alanlarında çeşitli din, fırka ve çeşitli düşünsel ekol âlimleri ile çok sayıda bilimsel münazaralar yapmıştır. Bu münazaralarda, İmamın yüce ilmi makamı aleni olmuştur. Bu sebeple İmam Rıza’yı (a.s) Al-i Muhammed’in Alimi olarak anmışlardır.

İmamın ikinci lakabı hakkında da – yani İmam’da bulunan fazlaca şefkat, merhamet, hoşgörü- İmam (a.s) halka karşı saygı ve ihtiramla davranır ve herkese hürmet gösterirdi. Her kim onun yanına gelse eli boş yanından dönmezdi. Örneğin rivayete göre oldukça ihtiyacı olan birisi seferde mali bir sorunla karşılaşır. İmamın huzuruna çıkar. İmam (a.s) onun için bir miktar para temin eder ve kapının arkasından ona vererek şöyle buyurur: Ne sen beni gör ve ne de ben seni. Ben bu parayı sana verdim ve bana geri vermene de gerek yoktur.” Yolda kalmış adam Hz. İmam Rıza’ya (a.s) şöyle der: “Kendi şehrime gittiğimde bana verdiğin parayı senin adına sadaka olarak vereceğim.” İmam (a.s): “Buna ihtiyaç yoktur, ben bu parayı sana bağışladım.” İmamın yaranlarından birisi neden öyle yaptığını ve kapı arkasından parayı verdiğini sorar. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurur: “Şu sebeple ki onun istekte bulunma zilletini ve ihtiyaç sahibi olma durumunu yüzünde görmek istemedim ve onun da benim yanımda istek ve yardım talebinde bulunmasından dolayı utanmaması ve sıkılmaması için böyle yaptım.” İmam Rıza (a.s) başkalarına karşı davranışında bu kadar ayrıntılara dikkat ederdi.

Başka bir örnek ise köleler hakkındadır. Bu kişiler o dönem kültüründe hiçbir değer ve öneme sahip değillerdi, ancak İmam (a.s) ile bir sofrada otururlardı. İmam herkese karşı bu lütuf, ikram ve şefkate sahipti. Bu durum aynı zamanda İmamın veliaht olduğu dönemlerdi. Genellikle sarayda siyasi makam ve mevki sahibi olan birisinin, sarayda olan bazı kural ve protokole uyması gerekir. Bu şekilde ülkedeki üst düzey bir yöneticinin davranışı göz önünde bulundurulmaktadır. Ancak İmam, tüm bunları halka karşı olan lütuf ve şefkatinden dolayı ayakları altına almış ve herkese muhabbet ve sevgi ile yaklaşmıştır. Dolayısıyla Rauf imam sözü kendi zamanında halk arasında gündemde ve yaygındı. Daha sonraları günümüzde de olmak üzere bu sıfat ve lakapla meşhur olmuştur.

Elbette söylediğim gibi tüm imamlarımız şefkatli ve rauftu, ancak İmam Rıza’da (a.s) bu sıfat öteki sıfatlardan daha çok müşahede edilmiştir. Dolayısıyla rauf imam diye anılmaktadır.

                                                                                                                                                                                    

ABNA: “Al-i Muhammed’in âlimi” lakabı oldukça çok öğrenci yetiştiren ve ders ve bahsleriyle meşhur olan İmam Bakır (a.s) ve İmam Sadık (a.s) yerine neden İmam Rıza’ya verilmemiştir?

- Tüm bu büyükler Bakıru’l Ulum’durlar (ilimleri yaran), Sadıktırlar, Kazımdırlar, Rızadırlar ve hepsi zamanlarının en alimi ve en bilginidirler, ancak bu büyüklerin kendi koşullarından dolayı, onların faziletleri daha çok belirgin ve meşhur olmuştur. İmam Sadık’tan (a.s) elimize ulaşan hadisler daha çok fıkıh, ahlak ve itikat konularındadır, ancak halk arasındaki davranış ve sözündeki sadakati halkın ihtiyarına vermiş olduğu ilminden daha çok cilve bulmuştur.  

İmam Bakır (a.s) konusunda da durum aynı şekildedir. Öğrenci sayısı İmam Sadık’tan (a.s) çok daha az olmasına ve ondan geriye kalan hadis sayısı İmam Sadık’tan (a.s) geriye kalan hadis sayısından daha az olmasına rağmen, o büyük insan ilimleri yaran olarak tanınmıştır. Zira ilk defa Ehlibeyt İmamlarından (a.s) birisi fırsat bulmuş ve çeşitli ilimleri bu şekilde halkın ihtiyarına sunmuştur.

İmam Rıza’nın (a.s) Al-i Muhammed’in âlimi olarak anılmasının nedeni, İmam Rıza zamanında ilmin çok yönlü ve çeşitlilikler arz etmesi ve farklı marifetlerin o koşullarda oluşması İmam Sadık’ın (a.s) zamanında oluşmamıştı. İmam Sadık’tan (a.s) elimize ulaşan hadislerin büyük bir bölümü fıkıh alanındadır. İşte bu yüzden fıkhımız “Caferi fıkhı” olarak anılmıştır, ancak çeşitli dinlerle münazaralara girecek koşullar veya farklı fırka ve ekol mensupları ile tartışmalar yapacak bir ortam İmam Sadık’ın (a.s) döneminde bulunmamaktaydı. Dolayısıyla hatta gayri Müslimler ve Şia olmayanlar bile İmamı, Al-i Muhammed’in alimi olarak adlandırmış ve onun yüce ilmi makamını itiraf etmişlerdir.

ABNA: Yani bu lakap sadece Hz. Peygamber efendimiz tarafından ona takılmamış, bilakis onun ilmi makamı ve Müslüman ve gayri Müslim âlimler ve zamanın insanları tarafından mı ona verilmiştir?

- Evet, herkes bu lakabın o yüce insana layık olduğunu biliyordu. Onun ilmi makamına yakin ve ilimle o yüce insana Al-i Muhammed’in alimi lakabını takmışlardı. Ve onun Hz. Peygamber Ekrem’in (s.a.a) ailesinin bilgini olduğunu biliyorlardı.

ABNA: Acaba İmam Rıza’nın (a.s) kendisi de Al-i Muhammed’in alimi unvanı ile İmam Sadık (a.s) ve İmam Bakır (a.s) gibi resmi olarak öğrenciler yetiştirmek için ders ve bahis mektebi kurmuş mudur?

- Hayır, böyle bir şey yoktu. Ehlibeytin (a.s) fıkhı, İmam Sadık (a.s) zamanında beyan edilmiştir. Şia’nın kelam ilmi de İmam Sadık (a.s) ve onun öğrencileri zamanında gündeme gelmiş ve bahsedilmiştir. İmam Rıza (a.s) zamanında ise imamın yanıtladığı yeni konular ve fıkhi sorular gündeme gelmiştir. Elbette imamın, fıkıh alanında da rivayet ve hadisleri vardır, ancak bunlar külli değildir. Külliyatı İmam Sadık (a.s) açıklamıştır. İmam Rıza (a.s) ise ayrıntı ve cüziyat konularında hadisler söylemiştir. İmam Rıza’nın (a.s) –İmam Sadık veya İmam Bakır gibi- has bir fıkhi mektebi olmamıştır. Fıkhi rivayetleri ortaya çıkan yeni konulara verdiği yanıtlar düzeyindedir.

ABNA: İmam Rıza’nın (a.s) imamet hususunda çocuğunun olmadığı gibi imamet muhalifi kişiler tarafından ortaya atılan şüphelerin nedeni nedir?

- Bizler tam olarak İmam Cevad’ın (a.s) annesinin ne zaman İmam Rıza’nın (a.s) eşi olduğunu bilmiyoruz veya acaba uzun bir süre eşi olmuşta çocuğu mu olmamış ve geç dönemlerde mi çocuğu olmuştur? O dönemler çok eşlilik normal ve sıradan bir durumdu ve İmamlar da (a.s) konumlarından dolayı çeşitli evlilikler yapmıştır, ancak İmamın (a.s) öteki eşlerinin imamdan nasıl çocuk sahibi olamadıklarını tam olarak bilmiyoruz. Kesin olan şey İmamın (a.s) geç yaşlarda –yaklaşık olarak 47 yaşlarında- çocuk sahibi olduğu ve İmam Cevad’ın dünyaya geldiğidir…

ABNA: İmam Rıza’nın (a.s) İmam Cevad (a.s) dışında başka bir çocuğunun olduğu kaydedilmemiş midir?

- Ehli sünnet kaynaklarında 5 çocuğa kadar zikredilmiştir. Bazı Şia yazarları da buna değinmiştir ve en azından bazıları İmam Cevad (a.s) dışında “Fatıma” adında bir başka kızının daha olduğunu belirtmişlerdir. Bazı Ehli sünnet kaynaklarında daha çok erkek ve kız çocuğundan bahsedilmiştir. Ancak meşhur olan yalnızca bir erkek çocuğunun olduğu ve onunda İmam Cevad olduğudur. Dolayısıyla bu sebepten dolayı bazılarında İmamın neden çocuğu olmadığına dair sorular oluşmuştur. Bu çocuk da İmamın ömrünün sonlarında dünyaya gelmiştir.

ABNA: İmam Rıza (a.s) Şialarının faziletlerinden birisinin her kim İmam Rıza’nın imametini kabul etmişse sonraki imamların da imametini kabul etmiş olduğu söylenmektedir, bu sözün temeli nedir?

- İmam Rıza’nın (a.s) geç yaşta çocuk sahibi olması bazıları için inançsal sorunlar doğurmuştur. Bir başka ifadeyle, İmamın geç dünyaya gelme konusunun çok büyük bir önemi yoktu, bilakis önemli olan İmam Rıza (a.s) şehit olurken, İmam Cevad (a.s) 8 yaşından büyük değildi. Bazı Şialar için acaba buluğa ermemiş bir kişi imam olabilir mi? Diye sorular icat olmuştu. Bundan dolayı, bazılarında sapmalar yaşanmıştır. Çünkü ilk defa çocuk yaşta birisi imam olmuştu.

Bu konu bazı Şialara o kadar ağır gelmişti ki hatta bazıları İmam Rıza’nın (a.s) imametinden bile vazgeçmiş ve son İmamın İmam Kazım olduğunu söylemişlerdir. Bu kişiler Vakıfi mezhebine tabi olarak İmam Kazım’ın (a.s) imametinde vukuf etmişlerdir. İmamın gaybete çekildiğini ve geri döneceğini iddia etmişlerdir.

Sağa sola yönelmemiş bir başka grup ise İmam Cevad’ın (a.s) yeterli ilme sahip olup olmadığı ve onu İmam olarak kabul edip edemeyecekleri konusunda kuşkuya kapılmışlardı. Bu kişiler sonraları İmam Cevad’ın yüce ilmini müşahede ettikten sonra bu düşüncelerinden vazgeçmişlerdir.

Dolayısıyla İmam Rıza ve sonrasında İmam Cevad’ın imametini kabul edenler “kamil İmamiye Şia’sı” olarak sayılmaktadırlar. Bundan dolayı küçük yaşta bir kişinin imametini kabul ettiklerinden ondan sonraki İmam Hadi’nin de küçük yaşta imam olmasını kabullenmişlerdir. Aynı şekilde İmam Mehdi (ruhumuz feda olsun) 5 yaşında iken imamete erdiğinde bu durum Şia arasında kabul görmüştür.

ABNA: İmam Rıza, İmam Cevad’ın imametini açık bir şekilde tasrih etmesine rağmen neden böyle bir şüphe doğmuştur?

- Çünkü ilk defa çocuk yaşta birisi imam olmuştu. Dolayısıyla İmam Rıza (a.s) onu tanıtmış olsa da bu durum çokları için hatta İmam Rıza’nın ashabından bazı büyükler için bile çocuk yaşta birisinin Allah’ın hücceti olup olamayacağı konusunda şüpheler oluşmuştu. Ve acaba bu çocuk yeterli ilme sahip midir ve doğruyu yanlıştan teşhis edebilir mi?

İmam Cevad’dan (a.s) önce imamet makamına en erken 20 yaşında ulaşılabilmişti, şimdi ise 8 yaşında bir çocuk imamet makamına eriyordu. Dolayısıyla bu konunun hazmı çokları için oldukça ağır olmuş ve bu durum İmam Cevad ve İmam Rıza’nın imametinde kuşkuya düşülmesine neden olmuştur.

Elbette bu çaresizlik basiretsizlik ve tahlil gücünün olmamasından kaynaklanmaktadır. İmam Cevad’ın (a.s) imametinde şüpheye düşüldüğü farz edilse bile İmam Rıza’nın (a.s) imametinden vazgeçmemeleri gerekirdi. Bu durum, onların inanç temellerinin zaafını göstermektedir. Çünkü bizler İmam Sadık’ın (a.s) imameti döneminde İmam Cevad’ın 8 yaşında imamete ereceği öngörüsünde bulunduğunu nakletmiştik.

ABNA: İmam Sadık (a.s) ne buyurmuşlardı?

- Bir gün yeni yetişen bir genç “Ebu Basir”le birlikte İmam Sadık’ın (a.s) meclisine geldi. İmam şöyle buyurdu: “Yakın bir zamanda imamınız senin yaşlarında iken imam olacaktır.” insanlar şaşırarak şöyle sorar: Bu küçük yaşta mı? İmam şöyle cevap verir: “Belki bundan da küçük.”

İmam Sadık (a.s) bu durumun yaşanabileceğini gündeme getirmiştir. Zira ilahi kudretin bu şekilde gerçekleşmesi mümkündür. Ancak tüm bu ortamı hazırlamalar ve öğütlere rağmen bazıları bunu hazmedememiş ve yoldan sapmıştır.

ABNA: İmam Rıza’nın (a.s) farklı ekol ve mektep temsilcilerine davranışı nasıldı ve bu konuda onlara karşı nasıl bir metot uygulamaktaydı?

- İmam Rıza (a.s) oldukça mantıklı ve rasyonel bir metot seçmiş ve taassuptan uzak sağlam istidlalleri bu münazaralarda uygulamaya koymuştur. İmam Rıza (a.s) ile bahse tutuşanlar ya başka bir din mensubu idiler veya zındık (dinsiz) idiler ve mebde ve maada kesinlikle inanmamaktaydılar. İslami ilke ve inançlar hakkında şek ve şüphe icat etmekte veya itirazlarını belirtmekteydiler. İmam Rıza (a.s) da güçlü mantığı ve istidlalleri ile cevap vererek onları ikna etmekteydi.

ABNA: Şu anda bizler muhtemelen bilgi çağında yaşadığımızdan ve kolayca bilgi paylaşımı ve istenilen kişilere çabucak ulaşabilme olanağımızdan dolayı İmam Rıza’nın (a.s) koşulları ile benzer bir dönemde yaşamaktayız. Acaba günümüzde bu tür insanlara karşı davranışımızda İmam Rıza’nın metodundan yararlanabilir miyiz?

- Hayır, o şekilde tam olarak davranış sergilenemez. Çünkü İmam Rıza (a.s) ile bahsedenler Müslümanların inançlarını tahrif etme amacında değillerdi veya politik bir yönü bulunmamaktaydı. Dolayısıyla onlara karşı o şekilde bir davranış sergilemekteydi. Ama günümüzde İslam düşmanları tarafından kurulan uydu kanalları ve onlar tarafından donatılan sitelerin varlığı İmam Rıza’nın (a.s) döneminden farklılıklar arz etmektedir. Bu uydu kanalları ve sitelerde meçhulü öğrenme söz konusu değildir, bilakis inançları gevşetmek ve insanların itikadını tahrif etmek için varlıklarını sürdürmektedirler. Eğer gerçekten bilimsel bahisler ve sorular olmuş olsa, bizim her hangi bir sözümüz olmaz, ancak onların amacı halkı ve ülkeyi 35 yıldır ayakta tutan inançları zayıflatmak ve sarsmaktır. Yani söz, emniyet ve güvenlik meselesidir, düşünsel ve fikri değildir…

ABNA: Bize böyle bir fırsat verdiğiniz için size teşekkür ediyoruz.